Güncel:
Fehmi Koru olay yaratan mektup sürecini anlattı

Başbakan'ın hafta içinde gazeteci ve yazarlar ile buluştuktan sonra yaptığı açıklamada cemaatten bir mektup geldi sözleri gündeme bomba gibi düştü. Başbakan Erdoğan'ın açıklamasının ardından Cemaat kanadından gelen mektubun içeriği ve kime geldiği büyük merak konusu olmuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu açıklamasının ardından cemaat kanadından hemen bir yazılı açıklama gelmiş ve mektubun Başbakan Erdoğan'a değil Cumhurbaşkan'ı Abdullah Gül'e yazdığı mektuba cevaben bir mektup gönderildiği açıklanmıştı. Daha sonra olay yaratan mektup hakkında yeni bilgiler ortaya çıkmaya başladı. Cemaat kanadından Abdullah Gül'e gönderilen mektubu gazeteci Fehmi Koru'nun getirdiği ortaya çıktı. Bu olayın ortaya çıkmasının ardından Fehmi Koru mektup sürecini ve daha sonrasında yaşanan gelişmeleri bugün ki köşe yazısında ele aldı.
 

Fethullah Gülen'in gündeme operasyonlara ait Cumhurbaşkanı Güle yazdığı mektubu ABD'den getiren gazeteci-yazar Fehmi Koru, mektubun yazımından Gül'e teslim edilene kadar yaşanan süreci yazdı.

Gazeteci yazar Fehmi Koru, AK Parti - Cemaat geriliminde yeni bir perde açan mektubun detaylarını bugünkü köşesinde anlattı.

“17 Aralık’tan bugüne yazdığım yazılara göz atmış olanlar ‘savaşa’ dönüşen ihtilâftan ne kadar isteksizlik duyduğumu fark etmişlerdir” diyen Koru, mektubu almadan önce Cumhurbaşkanı ve Başbakan’la görüştüğünü ve olayın gelmekde olduğu noktadan duyduğu rahatsızlığı anlattığını yazdı.

 

İşte Fehmi Koru’nun bugünkü Star gazetesindeki köşesinden bir bölüm:

Kavga rahatsızlığımı dayanılmaz hale dönüştürdüğünde, nasıl bir çıkış yolu düşündüğünü öğrenmek üzere, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüştüm önce; peşinden da Başbakan Tayyip Erdoğan’la... Kuvveti birbirinden değişik olsa da, her ikisi de, olan-bitenden müthiş keyifsiz görünüyordu.
Cumhurbaşkanı Gül konunun özellikle toplumsal boyutuyla ilgiliydi; yaşananların vardığı noktayı zarar verici, varabileceği noktayı ise tehlikeli buluyordu...
Başbakan Erdoğan kızgındı, kendisini ihanete uğramış hissediyor, dost bildiği gazeteler ile televizyon kanallarından gelen oklara isyan ediyordu... Şayet o da kavgasız bir çıkış yolu arar gibiydi...
Önceki rahatsızlığımda ne yaptıysam tekrar onu yaptım: Kendimi yollara vurdum...
Daha kimseler olacaklara uyanmamışken, ortamın patlamaya hazır hale geldiğini fark edip, geçen sene bu zamanlarda, yolumu Pensilvanya’ya düşürmüştüm. Bir gün gittim, sonrası gün döndüm. Arada geçen konuşmalarımızı uzun uzadıya aktarmam gereksiz; ancak rahatsızlığım daha da artarak oradan döndüğümü söyleyebilirim.
Aradan çok geçmedi, 17 Şubat depremiyle karşılaştık...
Son ziyaretimde ise, Hocaefendi’yi, gelişmelerden normalüstü huzursuz halde buldum. Kavga-gürültü ve savaş yerine kardeşlik hukukunun hâkim olmasını istiyor, hassasiyetlerine kulak verilmemesini anlamakta zorlanıyordu. ‘Örgüt’ sözcüğünün uluorta kullanılmasını başka niyetlere yoruyor, dershanelerin kapatılmak istenmesini hata buluyor, kendisine sempati duyan insanların başına dert açılmasından endişe ediyordu.
Cumhurbaşkanı Gül’e duyduğu saygı dolu hisleri saklamıyor, Başbakan Erdoğan için de ‘dostça’ ifadelerle dolu sözler sarf ediyordu. En çok bazı gazetelerden ve özellikle sosyal medyada yazılanlardan şikâyetçiydi...
Başbakan gibi... Cumhurbaşkanı gibi...
En önemlisi, siyasi iklimden konuşurken, “Biz bir sene önce hangi noktadaysak, bugün de aynı yerdeyiz” demesiydi Hocaefendi’nin...
Pazarlık... Şartlar... Bunları akla getirebilecek her sözden uzak durdu görüşmemiz boyunca...
Dayanamayıp, “Konuştuklarımızı yazılı hale getirseniz?” teklifinde ben bulundum.
Pat diye tartışma gündemine düşen ‘mektup’ işte böyle ortaya çıktı.
Yazılarımı geriye doğru bir defa daha okuyun, bir hafta içerisinde birkaç defa görüşme imkanı bulduğum Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan’dan ve saatlerce beraber olduğum Fethullah Gülen Hocaefendi’den edindiğim ‘pozitif’ izlenimleri hemen fark edeceksiniz...
Kapalı bir zarf içerisinde bana teslim edilen mektubu geciktirmeden muhatabına ulaştırdım.
Gerilim taraflarda düşmüşken medyadaki yüksek gerilimin devam etmesi dışında benim açımdan endişe verici bir durum yoktu. Görüşmüş ve edindiğim izlenimleri yazılarıma yansıtmıştım. Anlayanın anlayabileceği biçimde... Etrafımda herkes ‘savaş’ ilânihâye sürecek düşüncesindeyken, ben aldığım ‘pozitif’ izlenimleri aksettiriyordum yazı ve yorumlarımda...
Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan da tansiyonun düşecek olmasından rahatlamış görünüyorlardı. Gazetelerin süregiden savaşkan yayınları ve sosyal medya tetikçileri yüzünden, tek huzursuzluk duyan tekrar bendim...
Dört saatlik Dolmabahçe maratonu da umutları azaltmadan bitecek gibi görünüyordu...
Tam sona ermeye yakın...
Mektup zarftan çıkıverdi...
Hikâye bundan ibarettir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Altın Köy'de hasat zamanı başladı
Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki'nin projelendirdiği ve ilk günden itibaren her anıyla özel olarak...

Haberi Oku