Güncel:
Şehzade Mustafa nasıl öldü? Mustafa'nın ölümü fermanını kim verdi? Kanuni Sultan Süleyman pişman oldu mu? Diğer Şehzadelere ne oldu?

Muhteşem Yüzyıl dizisinde sona doğru gelirken Şehzade Mustafa'nın ölüm sahnesi de merak konusu. Peki tarihte Şehzade Mustafa'yı ölüme götüren o sebep neydi? O mektupta neler vardı?

Şehzade Mustafa (1515, Manisa - 6 Ekim 1553, Konya), (Osmanlıca adı: شهزاده مصطفى) Kanuni Sultan Süleyman'ın Mahidevran Sultan'dan olma oğlu.


Saruhan, Amasya, Konya sancak beyliklerinde bulunmuştur. Babasının tahtına göz dikmekle suçlanmış; Nahcıvan seferi'ne giden Osmanlı ordusunun Konya’da konakladığı sırada, padişahın otağında boğdurulmuştur. Katli, devlete isyan suçundan dolayıdır; ancak deliller ve şahitler konusunda tartışma bulunmaktadır. Hürrem Sultan'ın tahta kendi oğullarından birini geçirmek için Şehzade Mustafa'ya tuzak kurduğu ve ölümünü hazırladığı iddia edilmektedir.

 

1515 yılında babası Kanuni Sultan Süleyman’ın şehzadeliği sırasında Manisa’da dünyaya geldi. Dedesi Yavuz Sultan Selim’in 1520’de hayatını kaybetmesi üzerine Osmanlı tahtına oturmak üzere İstanbul’a giden babasının yanında İstanbul’a gitti.


Hürrem Sultan’ın babasının sarayına girmesinden sonra annesi Mahidevran Sultan ile Kanuni’ye dört şehzade daha doğuran Hürrem Sultan arasında, Kanuni’den sonra kendi oğullarının tahta çıkmasını sağlamak için büyük bir mücadele yaşandı. Şehzade Mustafa, 1533 -1541 arasında Saruhan Sancakbeyi (Aydın sancağı ilavesiyle) olarak görev yaptı. Saruhan (Manisa), padişah adayının görev yaptığı yer kabul edilirdi, dolayısıyla Şehzade Mustafa dönemin veliaht şehzadesiydi. 16 Mayıs 1541’de Amasya Sancakbeyliğine atandı; Saruhan Sancakbeyliğine ise kardeşi Şehzade Mehmed getirildi. Halk ve askerler bu duruma tepki gösterdi, bunun üzerine I.Süleyman doğu topraklarının güvenliği için şehzadenin Amasya'ya gönderildiğini ve veliahtlığının sürdüğünü açıkladı. Ardından, Mehmet’in beklenmedik şekilde 1543’te ölümünden sonra Saruhan Sancakbeyliğine Şehzade Selim getirilirken; Şehzade Mustafa ise 1549 yılında Konya Sancakbeyliğine atandı.


Şehzade Mustafa'nın şahsına dair önemli verilerden biri de Bernardo Navagero adlı İtalyan elçinin hakkında verdiği bilgilerdir. Yazdığı bir mektup aynen şu şekildedir:


“    "Şehzâde Mustafa, sultanın ilk oğlu. Annesi de Çerkes olan kadın. Şu anda Amasya'da ikamet ediyor. İranlılar'ın sınırında, İstanbul'dan 26 gün uzaklıktaki bir mesafede. Yıllık geliri 80 bin dükaya tekabül ediyor. Annesi de onunla birlikte yaşıyor ve oğlunun zehirlenmesini engellemek için her türlü önlemi alıyor. Onun için en tehlikeli şeyin zehir olduğunu, başka hiçbir şeyden korkmaması gerektiğini söylüyor. Mustafa'nın annesini büyük ölçüde sevip saydığı söyleniyor.


Herkes onu çok seviyor ve herkes babasının yerine tahta çıkmasını istiyor. Yeniçerilerin de onun hükümdar olmasını istedikleri çok açık. Sultanın bütün kullarının arzusu da bu, çünkü ilk oğlu olmasından yanısıra çok dürüst, cömert ve cesur olması da herkesin onu istemesi için yeterli sebepler. Topraklarına gelen her yeniçeriye, sultanın kullarına, sadece çok iyi davranmakla, onları misafir etmekle kalmıyor, aynı zamanda çok güzel hediyeler de sunuyor. İşte sahip olduğu nâmı da böyle kazanmış. Her ihtiyaçları için yeniçeriler kendisine rahatça başvurabiliyorlar ve onun idaresinden bugüne kadar kimse sultana şikâyetçi olmamış.


Babasına sık sık armağan olarak güzel atlar, ayrıca birkaç bin düka da gönderiyor ve bunu seve seve yaptığı çok belli.
Şimdiye kadar babasına karşı hiçbir ters harekette bulunmamış. Hem de başka bir kadından olan diğer kardeşlerinin babasına yakın olduklarını bildiği, hatta biri sarayda yaşadığı halde. Bu konuda çok ılımlı.


Söylediğim gibi herkes babasının ardından Şehzâde Mustafa'nın hükümdar olmasını bekliyor ve istiyor. Ancak değişik olaylardan dolayı şans Şehzâde Selim tarafına da düşebilir (Diğer ikisine çok fazla önem verilmemiş). Sultanın çok sevdiği annesinin planları ve çok yetkili olan Rüstem'in planları da bu doğrultuda. Yani sultanın ölümünden sonra Selim'in padişah olmasını desteklemek için şimdi planlar yapıyorlar. Bu yüzden paşa en önemli mevkilere kendine yakın, onun emrinde olan kişileri yerleştiriyor. Sancakların yanısıra, hem yeniçeri ağasını yerleştirdiği, hem de kardeşini kaptanıderya mevkilerine çıkardığı gibi. Paşa kaptanıderya olan kardeşinin görevden alınmaması için büyük çaba gösteriyor. Bu mevkiden kardeşini alsa bile yerine çok güvendiği başka birini koyacak. Zira Mustafa'nın tahta çıkmasını engellemek için bir donanma ile onun yolunu kesmekten daha iyi bir şey yok.


Sultan Selim, İstanbul'a çok yakın. Hayatta kalmayı başarırsa, annesi de ölmezse, paşa da hazinenin ve sultanın paralarının sahibi olarak, kaza eseri bir ölüm ile Sultan Selim'i tahta oturtmak onlar için pek de zor olmaz. Herşeyi elde eden para aracılığı ile insanların kalbindeki Sultan Mustafa sevgisini kısa sürede silip atabilir. Bu şekilde kendisi de tahtı elinde tutmaya devam etmiş olacaktır. Ancak Mustafa'nın öldürülememesi durumunda ise Mustafa, hakettiği tahta çıkmak ve çıktıktan sonra da kaybetmemek için elinden geleni yapacaktır. Sultandan sonra tahta çıkan kim olursa olsun, herkesin bir korkusu var. Bunu Türkler de söylüyor: Bu taht meselesi oldukça kanlı olacağa benziyor ve bunun felaketlerin başı olduğunu düşünüyorlar. Bu konu ile ilgili olarak sultanın taht için kimi tercih ettiğini anlamak kolay değil çünkü hepsi onun oğlu ama yanında her zaman Rus karısı var ve bu kadın kendi oğullarını hep ön plana çıkarıp, sürekli Mustafa'yı kötülüyor. Ama Mustafa'nın tahta çıkması konusunda pek bir şey değiştiremeyeceğini de biliyor. Sultan da bu konuda bir şey yapamaz zira kendi ağzıyla Mustafa'nın tahta çıkacağını söyledi."

—Bernardo Navagero
Diğer bir veri ise Guillaume Postel'in Osmanlı gelenek-göreneklerini ve Osmanlı'nın siyasi durumunu anlattığı kitapta bulunmaktadır. 1536'da, Fransız kralı I. François, Kanuni Sultan Süleyman'la bir sözleşme imzaladı ve ardından resmi tercümanı ve tarihçisi Guillaume Postel'i yardımcı olarak Fransız elçisi olan Jean de La Forêt'in yanına, İstanbul'a gönderdi. Fransız tarihçi Guillaume Postel,"De la République des Turcs"(Türklerin Cumhuriyeti) adlı kitabında Şehzade Mustafa’nın iktidarı devralabilecek yaşa ve olgunluğa ulaştığını, tedbirli, ve son derece iyi eğitimli bir şehzade olduğunu yazmaktadır.


Kişiliği

Mustafa, şairdir (Mahlası Muhlisî), hattattır (Elyazısı: Viyana, Şark yazmaları, No:998 de nesh ile yazılmış Süleyman-name). Manisa Bozdağ da, cami, saray, türbe, çeşmeler yaptırdı. Irakeyn ve Korfu seferinde (1534, 1536, 1537) ve Boğdan seferinde Anadolu muhafızı, 9. seferde (1541) İstanbul muhafızı oldu. Manisa Bozdağ da, cami, saray, türbe, çeşmeler yaptırdı. Görüntüsü ve tavırlarıyla dedesi Yavuz Sultan Selim'e çok benziyordu.


Şehzade Mustafa'nın bilhassa Amasya'dayken ilim meclislerinde bolca bulunduğu, devrin önemli müderrislerinden dersler aldığı ifade edilir. Celalzade Salih çelebi, Manisalı Senai Mehmed çelebi, Hayreddin Hızır efendi, Şems efendi, şair Lali çelebi, Karaçelebizade Hicri Mehmed Muhyiddin efendi, İstanbul kadısı, şair Muhyiddin Mehmed Hüseyni efendi gibi alimlerden dersler aldı. Şehzadenin hocalarından olan Mustafa Sürûrî Efendi, Bahrü'l- Maarif ve Zahiretü'l Müluk yazıp şehzadeye sunmuştur. Şehzadenin katli üzerine de Kanuni ile alakasını kesip bir daha görüşmemiş ve kendisine verilmek istenen bütün resmi vazifeleri de reddetmiştir. Kanuni Sultan Süleyman'a yazdığı bir mektupta şu ifadeler geçmektedir.

“    Cihan padişahı babası gibi adil, atası Sultan Selim gibi yavuz ve korkusuz, büyük atası Sultan Mehmet gibi zeki.
Devlet-i Aliye'nin gördüğü en parlak şehzade.

 

Ailesi

Zevcesinin adı bilinmemektedir. 1525, Kırım doğumludur. Şehzade Mustafa'nın ölümünden sonra 1555 de, Pertev Mustafa Paşa ile evlendirilmiştir.
Çocukları:
Nergisşah Sultan: 1536 yılında Manisa'da doğdu. Damat Cenabi Ahmet Paşa (şair, tarihçi, Enderuni ve çeşnigirbaşı, 20 yıl kadar Anadolu Beylerbeyi) ile evlenmiştir.
Şehzade Mehmed: 1546'da Amasya'da doğdu. Ölümü; 1553, Bursa.
Şehzade Orhan: Ölümü; 1552, Konya.
Şah Sultan: 1547 yılında Konya'da doğdu. 2 Ekim 1577'de öldü. Zevci Damat Abdülkerim Ağa.

Taht yarışında Şehzade Mustafa’yı bertaraf edebilmek için Sadrazam Damat Rüstem Paşa tarafından sahte mektuplar ürettiği düşünülür. Bu mektuplar, Şehzade Mustafa’nın babası hayatta iken onun tahtına göz diktiğini ve isyan hareketlerine destekte bulunduğunu gösterir niteliktedir. Başlangıçta iddialara inanmayan Kanuni, güvendiği din alimlerinden tavsiye istedi. Güvenilen bir kölenin efendisinin parasını irtikap ettiğine ve ona karşı bir tuzak kurduğuna ilişkin hayali bir hikayeyle buna karşı ne yapılması gerektiğini sordu.[10] Aslında bu, Mustafa’nın isyan hareketlerine başvurduğuna ve babasının tahtına göz diktiğine dair endişelerinin çok uzağındadır. O dönemin alimlerinden olan Mehmet Ebussuud Efendi Süleyman’a şu cevabı vermiştir; “bu durumda köleye ölünceye kadar işkence yapılması uygundur.” Bu ifade, şeraite göre kendisine bir cinayet izninin verilmesi demektir, ancak bir fetva niteliği taşımamaktadır. Çünkü Şehzade Mustafa'nın yaşadıkları Süleyman'ın danıştığı hikayeden çok farklıdır.


1553 yılında Veziriazam Damat Rüstem Paşa İran seferi için hareketinden sonra Aksaray taraflarına gelince, orduyu durdurdu ve yeniçerilerin Şehzade Mustafa'ya yatkınlığı olduğunu ve askerin, ihtiyarlığı sebebiyle sefere çıkamayan padişahın Dimetoka da oturmasını, Mustafa'yı hükümdar olmasını istedikleri dedikodusunun yayılmakta olduğunu bildirmek için, sipahiler ağası olan, Kızıl Ahmedliler den Şemsi Ağa'yı (Şemsi Paşa) İstanbul'a yolladı ve padişahın bizzat askerin başında sefere çıkmasını arz ederek, Aksaray'dan ileri gitmeyip bekledi.


Padişah bunu haber alınca Rüstem Paşa'yı geri çağırdı ve 1553 ağustos sonlarında kendisi İran seferine çıktı. Kütahya sancakbeyi Şehzade Bayezid'i Rumeli muhafazasında bulunmak üzere Edirne'ye gönderdi. Bolvadin'e gelince Saruhan sancakbeyi Şehzade Selim orduya gelerek el öptü. Bundan sonra padişah Aktepe konağına geldiği vakit, sefere çağrılan Şehzade Mustafa orduya iltihak ederek çadırı kuruldu. Ertesi gün şehzade babasının elini öpmek için otağ-ı hümayuna yürüdü. Çadıra girdiği zaman babasını göremedi, yedi dilsiz onu karşıladı ve hemen üstüne atılarak boğmak istedilerse de Mustafa bunların elinden kurtulup kaçarken, saray hademelerinden Zal Mahmud ağa arkadan yetişip şehzadeyi boğdu.Cesedi çadırın önüne bir İran halısı üzerinde bırakılmak suretiyle ölümü ilan edildi. Bu, aynı zamanda İran ile iş birliği yaptığı iddia edilen Şehzade Mustafa'nın durumunda bir mesaj niteliği taşıyordu. Cenazesi daha sonra Bursa’ya gönderilerek II. Murat türbesi yakınına defnedilmiştir.


Şehzade Mustafa’nın ölümü askerler ve halk arasında büyük tepki yarattı. Yeniçeriler, olaydan sorumlu gördükleri Rüstem Paşa’nın çadırına saldırdılar ancak onu bulamadılar. Matem göstergesi olarak öğlen yemeği yemediler ve Rüstem Paşa’nın azlini istediler[13]. Kanuni artan baskı karşısında aynı gün Rüstem Paşa’yı görevden alıp yerine Kara Ahmet Paşa’yı atamak zorunda kaldı.
Şehzade Mustafa'nın katlinden sonra Konya'da olan annesi Mahidevran Sultan ve ailesi (eşleri, kızları ve oğlu Şehzade Mehmed) Bursa'ya gönderildi. Lakin Şehzade Mustafa'nın ölümünden sonra askerler arasında çıkan "Şehzade Mustafa öldüyse oğlu var, tahta o geçer!" dedikodularını işiten Kanuni torununun da boğdurulmasını emretti ve 7 yaşındaki Şehzade Mehmed babasının ölümünden bir süre sonra boğularak katledilip Şehzade Mustafa'nın yanına defnedildi.[14] Şehzade Mustafa’nın türbesi, 1555 yılında kardeşi Şehzade Selim tarafından yaptırılmıştır.


Şehzade Mustafa’nın ölümü üzerine Fünûnî, Rahmî, Edirneli Nazmî, Muînî, Mustafa, Müdâmî, Sâmî, Kara Fazlî, Nisâyî , Şeyh Ahmed Efendi, Selîmî, Kâdirî gibi şairler mersiyeler yazdılar. Hakkında yazılmış en tanınmış mersiye, Taşlıcalı Yahya Bey tarafından yazılmış olandır. Şehzade Mustafa, sultan olmadan kendisi bu denli fazla mersiye yazılan tek şehzadedir.


“    Meded meded bu cihanın yıkıldı bir yanı
Ecel celalileri aldı Mustafa Han'ı
Dolundu mihr-i cemali bozuldu erkanı
Vebale koydular al ile Al-i Osman'ı

 

MEHMET GÜNSÜR KİMDİR?

1975 yılında Tatar kökenli [2] bir ailenin ikinci çocuğu olarak İstanbul'da dünyaya geldi.[3] Annesi Sibel Hanım bir öğretim görevlisi, babası Teoman Bey ise bir kuantum fizikçisidir.[3] Modern bale koreografı olan ablası Zeynep Günsür aynı zamanda bir öğretim görevlisidir.


OyunculuK

Oyunculuğa yedi yaşında çeşitli reklam filmlerinde oynayarak başladı. 14 yaşındayken Okan Uysaler'in yönettiği Geçmiş Bahar Mimozaları adlı dizide Rutkay Aziz, Filiz Akın ve Müşfik Kenter gibi oyuncularla rol aldı.İtalyan Lisesi'nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne girerek buradan mezun oldu. Bir müzik grubuyla konserler veren Günsür, dört yıl boyunca restoran işletmiştir. Hamam filminin figürasyonunu yapan bir arkadaşının aracılığıyla seçmelere katıldı. Deneme çekiminin ardından role kabul edildi ve Ferzan Özpetek'in yönetmenliğindeki bu filmle adını geniş kitlelere duyurdu. Filmin ardından yalnızca oyunculuğa yönelme kararı aldı.


Özel yaşamı

2006 yılında yönetmen Katerina Mongio ile evlenmiştir ve üç çocukları vardır.

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN NASIL ÖLDÜ?

Orhan Veli "Kitabe-i Seng-i  Mezâr " şiirini yazdığında Süleyman Efendi'nin nasırını Sultan Süleyman'ın nikrisine nazir olarak mı düşündü acaba ?  Orhan Veli'nin Süleyman Efendisi nasırdan ne kadar çektiyse, Sultan Süleyman da nikristen en az o kadar çekti. Nikris illetinin ne kadar can yakıcı olduğunu ünlü 18.yy İngiliz Karikatüristi James Gillray'in bu makalede yer alan çapıcı çizimi gösteriyor. Sultan Süleyman Osmanlı tarihinde en uzun salanat süren padişahtı. 1520'de tahta geldiğinde 26 yaşındaydı; 46 yıl sonra, 1566'da, 72 yaşında son seferinde öldü. Sultanın nikris hastalığı kendini ne zaman belli etmeye başladı ?

Halk arasında gut veya damla hastalığı tıp dilinde ise podagra denir. Özellikle fazla içki içen ve fazla kırmızı et yiyenlerde görülür. Daha fazla erkeklerde rastlanır. El, ayak başparmağı, diz ve dirseklerde şişkinlik meydana gelir. Ağrı da vardır. Buraları dokunulmayacak kadar hassaslaşmıştır. Ateş 39,4 dereceye kadar yükselir. Tedavinin başarılı olması için mutlaka yatak istirahati gerekir. Gıda rejimi uygulanır. Acılı, tuzlu, sirkeli ve şekerli yiyecekler terkedilir. Alkol ve sigara bırakılır. Dana, koyun ve kuzu eti yenmez. Diğer etler, yağ, nişastalı yiyecekler mümkün olduğu kadar azaltılır. Şeker yerine bal kullanıllır. Az patates, yağsız beyaz peynir, yağsız süt, yoğurt, enginar, havuç, kereviz, kiraz, lahana, fasulye, zeytin, maydanoz, armut, çilek, erik, kara turp, üzüm, domates, ve pırasa yenilebilir. Ayrıca mümkün olduğu kadar çok limon suyu içilir.

Tarihçiler, ölüm sebebini ya saklamış, ya abartmış veya umumi kültür zaafı sebebiyle tam anlatamamıştır. Protein ağırlıklı beslenmenin neticesi olan nikris (gut, damla) hastalığı ailede irsîdir. Nikris, dolaylı olarak ölümü hazırlayabilir. Dünya ölüm sebepleri listesinde 60.’dır. Bün-yevîdir; rutubet ve sair dış tesirlerle alâkası yoktur. Halbuki Zigetvar’da ordugâhın bataklık yerde oluşu sebebiyle rutubetin Sultan Kanuni’nin hastalığını tahrik ettiği söylenir. Sultan Fatih, 45 yaşından sonra ata binip inemezdi. Anlaşılıyor ki, nikristen, ilâveten romatizma, diyabete bağlı damar tıkanıklığı ile damar sertliği gibi hastalıklar da kastedilmektedir. Gut, böbrek kifayetsizliğine yol açarak öldürür.

İstanbul, hele Topkapı Sarayı rutubetlidir. Kışın ısınmak, yazın ferahlamak bir meseledir. Her ne kadar sahil köşkleri varsa da, oturulabilecek konforda değildir.  Şerefine aşırı düşkün padişahların, tahttan indirme veya millî bir felaket sebebiyle melankoliye düşmeleri kolay olmuş; bu da hastalığı tetiklemiştir. Padişahların yaş ortalaması 52,3’dür. En genç vefat eden Sultan II. Osman (18), en yaşlı ise Orhan Gazi’dir (81).
Dert bir değil ki…
Osman Gazi (66): Gut.
Orhan Gazi (81): Evlat acısından doğan teessür ve ihtiyarlık çöküntüsü.
Sultan I. Murad (64): Kosova’da şehid.
Yıldırım Sultan Bayezid (43): Esaretinin 8. ayında geçirdiği astım krizinden vefat etti. Hastalığı için ateşli humma da denir. Rivayete göre “Sizi serbest bıraksam, kargaşayı önleyip iktidarı ele alabilir misiniz?” sözüne müsbet cevap vermesi üzerine telaşlanan Timur tarafından zehirlenmiştir. Bir başka rivayete göre Timur’un kendisini Semerkant’a götürmek istemesinden doğan teessür sebebiyle yüzüğünün kaşındaki zehri içerek intihar etmiştir.
Çelebi Sultan Mehmed (39): Edirne civarında atla gezerken nüzul (inme) isabet edip attan düşmüş veya yaban domuzu avında iken kalb krizi geçirmiş; saraya kaldırıldıktan bir gün veya bir müddet sonra vefat etmiştir. Şiddetli baş ağrısı veya dizanteri rivayetleri de vardır.
Sultan II. Murad (47): İnme geçirip üç gün hasta yattıktan sonra vefat etmiştir. Meriç üzerindeki Kirişçi adasına yaptığı seyahatte soğuk alıp hastalanarak vefat ettiği de söylenir.
Fatih Sultan Mehmed (49): Gut ve diyabete bağlı rahatsızlıklardan dolayı seferde Gebze’de vefat etmiştir. Venedik tarafından zehirlendiği de söylenir.
Sultan II. Bayezid (62): İhtiyarlık hastalığı sebebiyle Dimetoka yolunda vefat etti. Kendisini tahttan indiren oğlu Sultan Selim tarafından zehirlendiği de söylenir.
Yavuz Sultan Selim (50): Diyabet hastası olan padişahın iki omuzu arasındaki şirpençe (şarbon, antraks) çıbanının, kan zehirlenmesine (septisemi) yol açması sebebiyle seferde Çorlu’da vefat etti.
Kanuni Sultan Süleyman (72): İhtiyarlık çöküntüsüne; yorgunluk, gut, dizanteri, anjin ve inme eklendi. Bir haftalık bir hastalıktan sonra Zigetvar’da vefat etti.
Sultan II. Selim (50): İki aylık bir hastalık sırasında, yangından sonra yeni yapılan saray hamamını teftiş ederken ayağı kayıp yan üstü düştü. O yer göğerip karardı. Yatağına nakledilince de kuvvetli bir humma başlayıp, mide rahatsızlığı da eklenerek vefat etti.
Sultan III. Murad (49): Dört gün süren bir hastalıktan sonra mesâne (prostat) illetinden vefat etti.
Sultan III. Mehmed (37): Kalp krizi.
Sultan I. Ahmed (28): 20 gün süren ateşli hummadan vefat etti.
Sultan I. Mustafa (47): Hal’inden 15 yıl sonra, muhtemelen geçirdiği bir sara nöbeti neticesinde vefat etti. Bir rivayette yeğeni Sultan IV. Murad tarafından idam edildi.
Sultan II. Genç Osman (18): Hal’inden 1 gün sonra isyancı yeniçerilerce boğduruldu.
Sultan IV. Murad (28): Beş senedir muztarip olduğu gut artarak, 14 gün yattıktan sonra vefat etti.
Sultan İbrahim (33): Hal’inden 10 gün sonra isyancılarca boğduruldu.
Sultan IV. Mehmed (51): Hal’inden 5 sene sonra zâtürreeden vefat ettiği zannedilmektedir.
Sultan II. Süleyman (50): İki senedir muztarip olduğu istiska (hydropisie, vücutta su toplanması) sebebiyle 14 gün ağır yattıktan sonra Edirne’de vefat etti.
Sultan II. Ahmed (52): İstiska hastalığından Edirne’de vefat etti.
Sultan II. Mustafa (39): Hal’inden 2 ay sonra mesâne tıkanması ve melankoli sebebiyle vefat etti.
Sultan III. Ahmed (63): Hal’inden 6 yıl sonra diyabetten vefat ettiği zannedilmektedir.
Sultan I. Mahmud (58): Ata binemeyecek vaziyette hasta olduğu halde Cuma selâmlığına çıktı. Namazdan sonra silahtar ağanın kolunda güçlükle yürüyerek ata bindirildi. Saray kapısından girişte maiyetinin kolları arasında basur kanaması veya kalb krizinden vefat etti.
Sultan III. Osman (58): Uyluğundaki lupus (kurt uru, deri veremi) çıkarıldıktan sonra rahatsızlandı. Donanmanın seferden dönüşünü seyretmek üzere Sarayburnu Kasrı’na çıktıktan sonra fenalaştı. Saraya dönüşte kan zehirlenmesinden (septisemi) vefat etti.
Sultan III. Mustafa (57): Rus Harbi sırasında Karasu faciası haberi üzerine sefere kalkıştı; ancak teessüründen inme indirerek vefat etti. Hastalığını, istiska, astım veya kalpte polip olarak verenler de vardır.
Sultan I. Abdülhamid (64): Rusların Özi kalesini alıp, halkını kılıçtan geçirdiği haberi üzerine teessüründen inme indirdi; sabaha karşı vefat etti.
Sultan III. Selim (47): Hal’inden 1 ay sonra isyancılarca hançerlendi.
Sultan IV. Mustafa (29): Hal’inden 2 ay sonra idam edildi.
Sultan II. Mahmud (53): Verem.
Sultan Abdülmecid (38): Verem.
Sultan Abdülaziz (46): Hal’inden 5 gün sonra isyancılarca intihar süsü verilerek bilekleri kesilmek suretiyle katledildi.
Sultan V. Murad (64): Hal’inden 18 sene sonra ailevî bir mesele yüzünden diyabet komasına girerek vefat etti.
Sultan II. Abdülhamid (76): Zâtürree.
Sultan V. Mehmed Reşad (74): Diabet.
Sultan VI. Mehmed Vahîdeddin (65): Kalp krizi.

 

KİM NASIL ÖLDÜ?

Pargalı İbrahim vaktiyle bir gün Avusturya elçilerine Osmanlı sultanını şöyle anlatmıştı;


Hayvanların en vahşisi olan aslan şiddetle değil, zeka ile, terbiyecisinin ona vereceği gıdalar ile, ve kendi alışkanlıklarının etkisi ile ehlileştirilmelidir. Terbiyecisinin elinde ona gözdağı vermekte kullanabileceği bir sopa olmalı ve onu sadece kendisi beslemelidir. Aslan, hükümdardır; efendileri ve terbiyecileri ise vezirlerdir. Aslan, Osmanlı’nın yüce imparatorudur. Kayzer Charles V (Şarlken) de bir aslandır. Ben, İbrahim Paşa hünkârım olan yüce imparatoru gerçek ve adaletin sopası ile terbiye ediyorum. Şarlken de ayni biçimde terbiye edilmeli.
Oysa işte hünkâr yeterince terbiye edilememiş olmalıdır ki sonunda kendisine en büyük siyasi ve askeri başarılarını getiren kadim dostunu ve kendi öz en büyük evladını dahi boğdurtabilmiştir. Bu cinayetlerden daha sonraki bir tarihte Süleyman’ı bizzat ziyaret eden 5. Şarl’ın elçisi Ogier Ghiselin de Busbecq onu şöyle anlatmış;

,
Sağlıklı yaşadığı yıllara kıyasla cildinde görülen kötü renk ölümcül bir hastalığın pençesinde olduğunun işareti olabilir. Bacağında tedavisi imkansız bir ülser veya kanser olduğu rivayet edilmektedir. Ülkesine dönen elçiyi sıhhatte olduğu yönünde etkileyebilmek için yüzündeki kötü rengi kapatmak üzere kalın bir tabaka kırmızı krem kullandığı ve bu şekilde dış güçleri kendisinin sağlıklı ve iyi olduğu izlenimiyle korkutabileceğini düşündüğü anlaşılmaktadır. Kendisini ülkeye gelişimdeki ziyaretimde gördüğümle, ayrılıştaki ziyaretimde gördüğüm yüzü arasındaki büyük fark buna işaret etmektedir. 

 

Kanuni’nin Hürrem’den olma büyük oğlu Şehzade Mehmet henüz 22 yaşında iken 1543 yılında hastalıktan ölmüş. Kamburumsu ince, zarif, şair ruhlu küçük oğlu Cihangirin de hayran olduğu büyük ağabeyi Mustafa’nın boğularak öldürülmesinin ardından henüz 22 yaşında iken ayni yıl (1553′de) kahrından öldüğü söylenir. Anneleri Hürrem ise 52 yaşında iken (1558′de) ölmüş.
Hürrem’in eceliyle mi, bir cinayet sonucu mu öldüğüne dair ayrıntılı bir bilgi yok. Hürrem, daha sonra kendi oğulları arasında ortaya çıkacak olan iktidar mücadelesini, kendisinin iktidar yapmak için onca yıl uğraş verdiği şehzade Beyazıt’ın bu mücadele sonucunda İran’a kaçmak zorunda kalışını ve henüz 36 yaşında iken orada çocuklarıyla birlikte boğdurularak öldürülmesini, Selim’in 1566’daki tahta çıkışını da, yani bunların hiçbirini göremeden öldü..
Hemen bitişiğinde olan Süleyman’ın mozolesinden daha kasvetli kubbeli, belki onun hep gülen neşeli halini ifade etmek için içi cennet bahçesini tasvir eden zarif İznik çinileriyle kaplanmış bir mozole (türbe) içinde Süleymaniye Camiinde gömülüdür.

Hürrem'in Süleymaniye Camiinde bulunan türbesi

Hürrem’in bir kadın olarak ölümü aslında pek az kişinin dikkatini çekmişti. Onun için bir merasim, veya ölümünün ardından halk önünde bir yas tutma gibi şeyler yapılmadı. Sadece Hürrem’in dairesine giden kapılar kilitlendi, mühürlendi.


O günden itibaren Süleyman artık yemeklerini yalnız başına yemeye başladı. Venedik heyetinin sekreteri Donini kendi gözlemini şöyle anlatıyor;


Sultan bir senedir halsiz ve ölüme yakın gözüküyor. Bacakları şiş, yüzünde ödem var ve çok kötü renkte, iştahı hiç kalmamış. Mart ayında dört beş defa baygınlık geçirdi. Bir keresinde yanındakiler ölü mü diri mi olduğunu uzun süre anlayamamışlar.


Süleyman’ın karakterindeki ciddi kusurlar da artık daha görünür hale gelmiş, ve onun ardından gelen diğer Sultanlarda da bu kusur aynen devam etmiştir. Hayatının son döneminde Kanuni artık Divan’a uğramayı ve devlet işleriyle ilgilenmeyi tamamen kesmişti. Bu durum Sultan’ın ülkede neler olup bittiğini öğrenmesini engellediğinden onun gerçek iradesini de giderek büyük ölçüde azaltmıştır.


Osmanlı devlet idaresindeki yiyicilik ve rüşvetçilik Kanuni’nin önce İbrahim’e, sonra da damadı Rüstem’e verdiği bu yöndeki teşvikler ile başlamıştır denilebilir. Hayatına bir vakfiyede köle olarak başlamış olan Sadrazam Rüstem paşanın kayınvalidesi Hürrem’in hemen ardından ölümüyle arkasında bıraktığı miras muhteşemdir. 815 çiftlik, 476 su değirmeni, 1700 köle, 2900 zırh, 8000 sarık, 760 kılıç, 600 el yazması Kuran, birçok altın kaplamalı miğferler, altın işlemeli üzengiler, ve iki milyon dukati altını. 
Hürrem'in Rohatyn (Ukrayna)'da bulunan heykeli
Süleyman’ın gözde adamlarının yüksek devlet makamlarını satarak büyük servetler biriktirmesine izin veren ciddi yönetim kusuru tüm imparatorluk yönetiminde bir kanser gibi yayılmaktaydı. Daha da kötüsü harem kadınlarının iktidar döneminin açılması oldu. Bu durumun başlangıç noktası Hürrem’in “Sultanla yaşıyorum ve ona her ne istersem yaptırıyorum” diye açıkça böbürlenmesi olmuştur denilebilir.
Yine de Süleyman oldukça dikkat çekici birisiydi. Evet zalimdi, ama onun çağında zulüm sadece Osmanlı İmparatorluğuna mahsus bir durum değildi. O çağda Avrupa’da da dini taassup ve irtica hâkimdi. Geleneklere aykırı davrananların kazığa geçirilmesi, yakılması ve işkenceler her yerde birer istisnadan çok kural haline gelmişti. Kanuni’nin iktidarı her ne kadar aile cinayetleri ile dolu olsa da onun çağdaşı İngiltere kralı sekizinci Henry de pek erdemli biri sayılamazdı.


Rönesans çağının ürünü pek çok diğerleri gibi Süleyman da zalim olduğu kadar hassas olabiliyordu. Politikada uyguladığı yoğunlukla şiir de yazardı, savaşa gittiği şiddetle inşaatlara da girişirdi. Devşirmelikten yetişme Sinan kırk kemerli su sisteminden, hala bu güne kadar Kudüs şehrini çevirmekte olan kent surlarına ve onun kendi adına yapılan muhteşem camiye kadar inşa edilmesi gereken her şeyi inşa edebiliyordu.
Savaş sırasında Osmanlı ordusu Avrupa’da başka herhangi bir orduda sağlanabilenden daha büyük bir disiplin içinde yönetilmekteydi. Kâfir Macarlardan, zındık Perslere kadar en büyük düşmanlarıyla giriştiği tüm savaşlarda ordusunu bizzat kendisi yönetti. Avrupalılar için o korkutucu bir bilmece gibiydi ama yine de onun iktidarı döneminde Konstantinopl(İstanbul) yabancı elçilikler için bir Mekke haline gelmiş, İngiltere Kraliçesi 1. Elizabeth bile İspanya kralına karşı korunmak için ittifak başvurusu yapmıştı. Onun 1535 yılında Fransa ile kurduğu ittifak daha sonraki iki yüz yıl boyunca Avrupa siyasetinde hayati bir faktör olarak kalmıştır.

 

Sultan Süleyman’ın ölümü de kendi arzu ettiği gibi bir savaş meydanında oldu. İmparator II. Maximilian’e karşı Avrupa’ya yaptığı son seferinde 73 yaşındaydı. Ata binemeyecek kadar zayıftı ve kendisi ancak tahtırevanda taşınabiliyordu ama ateşi henüz sönmemişti. Buda kentine varıldığında yetkili Paşa’nın “etkili olamadığı” için idamını emretti.
Askerleri şiddetli bir muharebenin ortasında iken 5 eylül 1566 gecesi kendi çadırında öldü. Ölümünün duyulmaması için özel doktoru boğduruldu ve o sırada Anadolu’da bir yerde bulunan şehzade Selim’in İstanbul’a ulaşıp duruma hakim oluşuna kadar geçen haftalar boyunca ölümü askerlerden gizlendi.
Çadırında bulunan tahtında dik oturması, gözleri açık, yanakları kırmızı, saçları siyah olması için cesedine sürekli makyaj yapıldı. Olayın sadece sadrazam ile birkaç hizmetkarının bilgisinde kalması için günlük rutin hiç bozulmadan uygulandı. Çadıra her gün yemekler getirildi, sonra bir şekilde kaldırılıp yok edildi. Mesajlar alındı verildi. Savaş bitip çadır yıkıldığında, İstanbul’a dönüş yolunda iken de Sultan yine saltanat arabasında dik oturur haliyle askerlere gösterildi ve onların tezahüratıyla karşılandı.


Seferden dönen asker ile içinde Sultanın bulunduğu kortej kentin yakınlarındaki Belgrad ormanlarına ulaştığında ölüm halka açıklandı. Orada Selim sultan ilan edilip, Süleyman’ın imamlar tarafından açıklanan ölümü duyurulunca ormanda yankılanan ağıtlar, mersiyeler ve ağlama dövünmelerle dev ağaçlar sallandı.


Süleyman’ın cesedi geleneklere göre yıkandı. Elleri göğsünde kavuşturulup, burnu ağzı ve kulakları pamukla tıkandıktan, yekpare kalın ipekten kocaman bir kefene sarıldıktan sonra imamlar ölü adamın kulağına kendisine ahretteki sorgucu meleklerin soracakları iki sorunun cevabını fısıldadılar.


Başı Mekke’ye dönük olarak yan yatmış halde Sinan’ın yaptığı caminin yanına gömüldüğünde imamlara kırk gün boyunca günde kırk kez başında Kuran okumaları emredildi. 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Wilson'dan ABD medyasına sert sözler
Ross Wilson, Türk-Amerikan ilişkileri hakkında çıkan haberlere ilişkin "ABD dış politikasını yapan Amerikan...

Haberi Oku